Türkiye ekonomisi
2014 yılının ilk yarısında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 3.3
oranında büyüdü.
Aslında dolar bazında bakıldığında 2013 itibariyle
1.81 TL alınan dolar kuru karşısında 2014 itibariyle 2.16 olarak alınan dolar
kuru ile hesap edildiğinde yüzde 3 lük büyüme yerine dolar bazında yüzde 6
oranında küçülme olduğunu ifade ediyor yabancılar. Ancak bizim için doğru olan
hesaplama TL bazında ve sabit fiyatlar ile yapılan hesaplamadır ki büyüme buna
göre ilk yarıda yüzde 3ün üzerinde.
Diğer taraftan dolar fiyatı arttıkça kişibaşı gelir
azalıyor. 2013 itibariyle 10 807 dolar
oldu.
Ayrıca yüzde 3 lük büyüme ile kıyaslandığında hane
halkı tüketim harcamalarındaki artış büyümenin oldukça altında 1.6 artış söz
konusu, kamu tüketim harcamalarındaki artış ise yüzde 5.6 civarında.
Yatırım harcamaları da büyümenin tahlili açısından
önemli. Özel sektör yatırım harcamaları
ve kamu yatırım harcamaları açısından ayrı ayrı ele alınması gerekirse; Her iki
yatırım harcaması grubu da büyüme yönünden önemli ancak özellikle özel sektör
yatırımlarındaki artış büyüme üzerinde çok daha fazla etkilidir. İlk yarıda
özel sektör yatırım harcamalarında gerileme söz konusudur. İlk yarıda Milli
gelirin büyüklüğünün yaklaşık yüzde 25 i kadar yatırım harcaması gerçekleştirilmiş.
Bu yatırımın yüzde 13.8’i makine ve teçhizat yatırımı, yüzde 10.4’ü ( 3.9’u kamunun 6.5’u özel sektörün olmak
üzere) inşaat yatırımı. İnşaat
harcamaları bu yılın ilk yarısında geçen yıla göre azalmamış, belirgin bir artış göstermiştir. Yani özel yatırım harcamalarındaki düşüş makine ve teçhizat yatırımlarındaki düşüşten
kaynaklanmaktadır. İnşaat yatırımlarındaki artış ise konut ve AVM olarak üretim
kapasitesi , ihracat artışı ve büyüme açısından makine teçhizat yatırımlarındaki
artış kadar faydalı olamamaktadır.
Çeyrekler itibariyle incelendiğinde 2014 yılının ilk
çeyreğinde büyüme yüzde 4.1 idi. İkinci çeyrekte yüzde 2.1’e geriledi. Tabi
büyümenin motoru başta imalat sanayi sektörü ardında da tarım ve inşaat.
Aslında İmalat sanayiinin büyümedeki etkisi yani milli gelirdeki ağırlığı yüzde 26 dır. İmalat sanayii büyümesi bu anlamda incelendiğinde sektör ilk
3 ayda yüzde 5.3 büyümüş, ikinci çeyrekte
yavaşlamış ve yüzde 2.0 olmuştur.
İmalat sanayiinde ilk yarıda büyüme yüzde 3.6 oranında gerçekleşmiştir.
Diğer tarafta Milligelirdeki ağırlığı yüzde 7.2 civarında olan tarımdaki büyüme
ise oldukça düşük yüzde 0.003 civarında. İnşaat sektörünün de milli gelirdeki
ağırlığı yüzde 5-6 civarında. İnşaat sektörü de aynı dönemde sektör
yüzde 3.8 oranında büyümüş. Özellikle ilk çeyrekte daha fazla büyüyen
inşaat sektörü nün ikinci çeyrekte hızı biraz kesilmiş durumda.
Diğer taraftan Tarım sektörünün milli gelire katkısı
10 yılda 9.7 den 7.2 ye indi. Sanayi
üretiminin milli gelire katkısı da 10 yıl önce
17.7 iken şimdi 15.4 e düştü. Bu da dikkat çekilmesi gereken bir başka
noktadır.
Yani üç sektörde de aslında ikinci çeyrekte bir
yavaşlama var ve büyüyemeyen sektör de tarım.
Aslında sadece ikinci çeyrek için değil üçüncü
çeyrekte de büyümede yavaşlamanın olacağına dair veriler var. Altın ve enerji
dışı ithalatı ile yatırım malları ithalatı temmuz ayında düştü. Tabi temmuz ayındaki
az çalışma günü sayısı ile de ilgili.
Fakat yine de ilk altı aydaki düşüş eğilimin değişmediği belirginleşiyor. Reel
kesim güven endeksi ve kredi verileri de
ağustos ayında da bir iyileşme göstermiyor.
Bu nedenle üçüncü çeyrek büyümesi de düşük seyredebilir.
Son dönemde satışlar ve üretimin düştüğünü KDV tahsilatından da görmek mümkün. Şöyleki
geçen yıl ilk sekiz ayda KDV artışı
yüzde 20 nin üzerindeyken, bu yıl artış sadece %04 düzeyinde. Geçen yıla göre
ÖTV hasılatı artışı da ilk sekiz ayda geçen yıla göre gerilemiş durumda. Geçen
yıl yüzde 24 olan ÖTV tahsilatı artışı 2014 yılının ilk sekiz ayında sadece yüzde
4 kadar artabilmiş.
Aynı gerilemeyi ithalde alınan KDV tahsilatından da
görmek mümkün. Geçen yıl yüzde 30 a varan bir atışa karşılık bu yıl aynı
dönemde sadece yüzde 2.5 artış olması bunun en temel göstergesi.
İşsizlik verileri incelendiğinde ise; tarım dışı işgücü yüzde 5,9 artarken,
tarım dışı istihdam yüzde 4,6 kadar artabilmiş, tarım dışı işsiz sayısı ise
yıllık 384 bin artmıştır. Veriler reel
ekonomik büyümede görülen yavaşlamanın işgücü piyasasına yansıdığına işaret
etmektedir.
Zaten mayıs Haziran verileri son veriler olduğu için
değerlendirmelerimiz eylül ayı itibariyle bu veriler üzerinden yapılmaktadır.
Ancak Bahçeşehir Üniversitesi Betam'ın işsizlik tahmin modeli bir sonraki
temmuz döneminde de artışın devam edeceğini öngörmektedir. Yani. ekonomik
yavaşlamanın etkisini özellikle sanayi ve inşaat sektörlerinde
hissedilmektedir.
Hizmetler istihdamı ise bir önceki
döneme kıyasla 62 bin artmıştır. Ancak bu artış sanayi ve inşaat sektörü
istihdamını telefi edememektedir, bu nedenle
tarım dışı istihdam 24 bin düşmüştür.
Diğer taraftan reel sektör incelendiğinde; Merkez
bankası verilerine göre özel sektörün yurtdışından sağladığı döviz kredileri
2003 yılında 30 milyar dolarken, 2013 yılında 157 milyar dolar, 2014 yılının
haziran ayında 166 milyar dolar oldu.
500 büyük sanayi kuruluşunun 2013 yılı net satışları
yüzde 7.4 artarken, toplam borçları yüzde 25.4 arttı. Diğer taraftan Yüksek
borçlanma, kur farkı yüküne ek olarak verimin ve üretimin artırılamaması 500
büyükte ortalama kâr oranının yüzde 4.9’a gerilemesine yol açtığı da ifade
edilmekte.
Cari açığı incelediğimizde gerileme söz konusu
olduğunu görüyoruz, cari açık Temmuz ayında aylık bazda 2.6 milyar dolara
geriledi ki genellikle aylık 5-6 milyar dolardan aşağı genellikle düşmezdi,
cari açığı yabancı sermaye ile kapatmaktaydık, doğrudan ve özellikle de portföy
yatırımlarından gelen net sermaye girişi de her ay cari açığın üzerinde
gerçekleşirdi. Ancak son veride temmuz ayında cari açık küçüldüğü halde yabancı sermaye girişi yetersiz kaldı ve açık
ödemeler bilançosundaki varlık barışı
girişinden yani nereden geldiği belli olmayan 1.9 milyar dolarla kapanabildi.
Çünkü sermaye hareketiyle ülkeye giren net döviz girişi sadece 873 milyon dolar
olabildi.
Total rakam incelendiğinde yılın ilk 7 ayında açık
26.7 milyar dolar. Sermaye hareketiyle ekonomiye net döviz girişi 20.0 milyar
dolar. Uçtan uca bakıldığında da Temmuz ayından Temmuz ayına 12
aylık (yıllık) kümülatif cari açık 48.5 milyar dolar .Temmuz ayı itibariyle
cari açıktaki toplam 15.7 milyar dolar iyileşmenin yaklaşık yarısı altın
ticaretinden kaynaklandı. (Altın hariç hesaplanan cari açık ise yıl sonunda 53
milyar dolar iken 45 milyar dolara gerilemiş oldu.)
Büyüme ile birlikte değerlendirdiğimizde de buyıl beklenen büyüme yüzde 3 civarında bu
durumda GSYH nın yüzde 6 sı gibi bir orana geliyor.
Bazı dönemlerde büyümeden cari açığı küçültebilmek
için feragat edilmek zorunda kalınıyor ve hedefler bu şekilde belirleniyor,
ancak büyüme yarı yarıya düştüğünde bile cari açık yine GSYH nın yüzde 6 sının
altına düşemiyor. Zaten ekonomistlere göre de büyümemek cari açığı küçültmek
için tek çare değil. 2014 yılının da 45-50 milyar dolar cari açıkla kapatılması
bekleniyor.
Dış piyasalar incelendiğinde küresel kriz sonrasında
faizleri sıfıra yaklaştıran ve 5 yılda 3.5 trilyon doları piyasaya veren FED,
söz konusu parasal genişlemeyle gelişmekte olan piyasalara yönelen para akışı
sayesinde bu piyasalarda tüketimin ve yatırımların artmasını sağlamıştı ya da finanse edilmesini
sağlamıştı. Oysa artık bu süreç sona eriyor ve biri 17 Eylül tarihinde aşağı
yukarı şekillenen ve diğeri de 29 Ekimde daha net olarak ortaya çıkacak olan
yol haritasına ait açıklamalarla parasal genişleme sonlanmış ve faiz oranları
artmaya başlamış olacak. Tabi bu tedirginlik küresel yatırımcıları başta
gelişmekte olan piyasalardan çekerek olumsuz etkiliyor. Ancak şiddetinin ne
olacağı da henüz tam kestirilemiyor. Çünkü FED’in dışında AB Merkez Bankasının
tavrı, politik gelişmeler ve hatta son dönemde bağımsızlık anketleri yapılan
İskoçya İngiltere konularına yaklaşım ve sonuçları da tüm bu gelişmelerde
etkili olacak.
Yılın ilk çeyreğine yönelik veriler, Avrupa da ekonomik büyümede olumlu gelişme
olabileceğini düşündürmekteydi, ancak ikinci çeyrekte Euro Bölgesi’nde ekonomik büyümenin
sıfır olduğu tahmini yapılıyor. Bankalarda bu ortamda kredi vermeye gönüllü
değiller. OECD Euro Bölgesi için 2014 yılı büyüme tahminini yüzde 1.2’den yüzde
0.8’e, 2015 yılı tahminini ise yüzde
1.7’den yüzde 1.1’e indirdi.
Avrupa’da 4-5 yıl öncesine göre “borç sorunu” hafiflemiş
durumda. Ancak yine de sorunu çözmüş sayılmaz çünkü . Maastricht tanımı
içindeki borç/milli gelir oranı hâlâ düşmedi yüzde 94 civarında
Yunanistan, İrlanda ve
Portekiz gibi ekonomilerin
performanslarında öncekine göre olumlu gelişmeler olsa da sorun henüz
çözülmüş değil risk devam ediyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder